Sayfalar

21 Mart 2013 Perşembe

Madrid : Ne yapılır, ne yenir, neden?



Fırsatınız olur ise mutlaka görmeniz gereken ancak ikinci defa ziyareti (sanat aşkınız çok yüksek değilse) gereksiz gördüğüm kent. Şehir cıvıl cıvıl, özellikle hafta sonları hayat gece 9 dan sonra başlıyor.  Ulaşım için metro tek tercih olmalı, şehrin tamamını ağ gibi örmüşler ve dışarı çıkmadan her noktaya ulaşmak mümkün. Tek yön bilet 1,5 euro. Uzak bir istasyona gidecekseniz 1,7 euro oluyor bilet. Şehrin tanıtan broşürlerde 2 ayrı yürüyüş rotası göreceksiniz, Genellikle SOL meydanını merkez alıp etraftaki görülmesi gereken yerlere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz, her bir rota yaklaşık 2-3 saat, tabi uğradığınız noktalarda harcadığınız zaman hariç. Genel izlenimlerden detaylara geçersek;

Müzeler;
Madrid'in en önemli müzesi Prado olarak geçiyor, gitmeden araştırma yaparsanız ilk burası karşınıza çıkacaktır zaten. Ben ziyaret etmediğimden çok fazla hakkında konuşmam doğru olmaz ancak nerdeyse 1 tam gününüzü alabilecek kadar büyük bir yer olduğunu biliyorum. Giriş 10 ya da 12 euro idi. Çok yakınında metro istasyonu yok. Bu nedenle yakın sayılabilecek 2 ayrı metro istasyonundan birine ulaşıp (Banco de España veya Atocha) biraz yürümeniz gerekiyor. Müzeye girmeyecekseniz bile o civarı dolaşmanızı öneririm, geniş caddeler, eski ve ihtişamlı binalar eminim ilginizi çekecektir.
Bir diğer müze Thyssen. Benim planım aynı gün önce buraya sonra Prado’ya girmek idi. Ancak Thyssen’i bitirmek 3-3,5 saat zaman alınca vazgeçtik. Bu müzeyi önceliklendirme amacım; gitmeden Madrid’de yaşayan arkadaşların özellikle burayı tavsiye etmeleri idi.  Burası 13.-20. Yy arası eserlerden oluşan en iyi özel koleksiyon olması. İçeride Monete, Van Gogh ve Picasso nun birçok eseri ile birçok farklı döneme ait eserler mevcut. Giriş 10 euro, biz orada iken özel bir sergi daha vardı ek bölümde, bu bölümün ücreti de 9 euro. Kombine alırsanız 15 euro, ancak ek sergiyi gezmenin değeceğini söyleyebilirim. İsterseniz eserleri anlatan bir sesli rehber alabiliyorsunuz, bunun ücreti de 5 euro.
Bu arada bu iki müze aslında Sanat Galerisi olarak geçiyor, benim için müze işte. Madrid’i araştırırsanız 44 müze olduğunu okuyabilirsiniz. Çoğu tahminimce eften püften, o nedenle gitmişken yukarıdaki ikisinden birine uğramak lazım. Lafı geçmişken Real Madrid stadı da Real Madrid müzesi olarak geçiyor. Biz ziyaret edemedik ancak edenler stadın her noktasını görebildiğimizi söylediler. Bunun dışında öne çıkarılan Reina Sofia gibi bazı diğer müzelerde var ancak fikrim olmadığı için pas geçiyorum. Bunların dışında içine girilmese bile uğranılması gereken diğer yerler; The Royal Palace (kral hala burada yaşıyormuş), ve hemen yanında yine ihtişamlı bir katedrali ziyaret edebilirsiniz. 

Uğranılası Yerler;
Sanırım Madrid’e inen herkes SOL meydanına mutlaka uğrar (Puerto del Sol). Burası oldukça turistik dolayısı ile kalabalık bir nokta. Metro ile doğrudan SOL durağında inerek de meydanın göbeğine çıkmanız mümkün. Alanda Madrid’in simgesi olan ağaca sarılmış ayı heykelini ve sıfır noktasını görebilirsiniz. Bizim Nasreddin Hoca’nın dünyanın merkezi dediği noktaya kimse bakmaz, burada şakır şakır herkes fotoğraf çektiriyordu. Sıfır noktasının bulunduğu (yolun) tarafı solunuda tutup devam ederseniz Plaza Mayor’a ulaşıyorsunuz. 
Burası da yine turistik bir meydan. Ancak uyarılara göre meydan içindeki bar ve cafeler turist kazıklamak için, o nedenle biz oturmadık. Meydan da sokak sanatçıları, müzisyenler vb bir sürü aktivite oluyor, aynı zamanda turist bilgilendirme noktası da mevcut. Soluklanmak için ve harita tanıtım broşürü gibi şeyleri toparlamak için güzel bir nokta. Buraya ulaştığınız yönü bozmadan devam edip meydanın diğer çıkışından çıkar çıkmaz solda market-hal karşımı etrafı cam ile çevrili büyükçe bir Pazar göreceksiniz. Adı Mercado de San Miguel (facebooka check in yapmak isterseniz ). Burada çeşit çeşit yiyecekler satılıyor, girin deneyin derim. Ön kapdan girdiğinizde son en arka köşede bir Tapas bar var, orası en iyi Tapas yapan yerlerden biri seçilmiş.  Bu pazarı karşınıza ve plaza mayor’ı solunuza aldığınızda, ikisinin arasından sol yöne inen bir yol göreceksiniz. Burada Botin restaurant var, dünyanın en eski restoranı. Fiyatlar ucuz değil ama pahalı da değil, adam başı 25-30 euroya çıkmak mümkün, bahsettiğim birçok yerel yemeği burada geleneksel bir ortamda bulmak mümkün.
Bu arada sizde otelde vb göreceksiniz. Madrid’de gasp vs yok ancak profösyonel yan kesicilik oldukça yaygın. Bu nedenle özellikle kalabalık yerlerde, SOL gibi, dikkatli olmak gerekli.
Madrid için turistik haritaya şuradan bakabilirsiniz. Hepsini yazmaya üşendim
http://www.vidiani.com/maps/maps_of_europe/maps_of_spain/madrid/large_detailed_tourist_map_of_madrid_city.jpg

Ulaşım:
Başta belirttiğim gibi bana göre tartışmasız tercih metrodur. Havalanına kadar gidiyor. Genel ulaşım 1,5 euro, mesafe uzar ise biraz daha artıyor fiyat. Günün saatine bağlı olarak oldukça sık. Metroya girerken bilet makinaları var. Gideceğiniz metro istasyonunu seçerek bileti kartla veya nakit ile alabiliyorsunuz. Toplu kart ekonomik değil, en azından bana göre, turistik alanlara hep metro ile gittik, ancak birkez bir noktaya ulaşınca diğer yerlere yürünebiliyor, o nedenle sadece sabah ve akşam birer kez kullandık metroyu. Fiyatlara bakıp siz kendinize göre karar verirsiniz. Bu arada havalanında taksi şöförlerince kazıklandım, aceleniz yoksa dediğim gibi havalanından bile metro ile ulaşılabilir. Ancak takside ısrar ederseniz merkeze yazması gereken tutar (sonradan öğrendik) 25-30 euro en fazla.

Yemek;
Tapas tapas dediler bir şey zannettik. Bildiğimiz meze işte, ağırlıklıda deniz ürünü. Abartacak bir durum yok. En keyifle yediğim yemek bile herhangi bir ülkede yiyebileceğin şeyler. İspanyol omleti dedikleri patatesli yumurta, meşhur öğrenci menüsü işte. İsmini hatırlayamıyorum ama menüde resmini görürsünüz, biber kızartmaları var bizdeki köy biberine benzeyen, bol tuzlu yapıyorlar ancak oldukça lezzetli. Bizim hamsi tavanın aynısı orada da mevcut.  Ancak dediğim gibi ben yemek konusunda ya şanssızdım, ya da gerçekten abartacak bir durum yok. Bu arada yemek saatleri bize göre oldukça farklı, kahvaltı 11 gibi, öğle-akşam yemeği öğleden sonra 3 te başlıyor, gece yemeği ise akşam 9-10 sonrası başlıyor. Ben en çok bu konuda sıkıntı çektim, o nedenle gitmeden uğranılacak restoranları baştan tespit etmek akıllıca olabilir. Paella’yı da mutalaka duyarsınız, özel bir tavada pişirilen tavuklu, etli ya da deniz mahsüllü pirinç, sarı olması sanırım safran nedeni ile. Benim denediğim yerlerdeki bir şeye benzemiyordu. Sonra bir arkadaş makarnadan yapılanını denetti onu daha çok beğendim, hatta Madrid’de en beğendiğim yemek buydu.

Diğer Önemli Notlar:
İşsizlik şu an %26 ancak bildiğin Siesta yapıyor adamlar. Gerçekten uyuyorlarmı bilmiyorum ancak öğlen saatinde mekanlar kapanıyor. Bakkalın kapısında bile çalışma saatlerini gösteren tablo vardı, şok oldum.
İngilizce konuşma konusunda çok inatçılar. Genelde sizi anlıyorlar ancak cevabı İspanyolca veriyorlar bu biraz işleri zorlaştırıyor haliyle. Biz turistik merkezin göbeğinde bir restorana oturduk. İngilizce menü olmadığından garson kız becerebildiği kadar tüm menüyü tek tek anlattı. Bahşiş bıraktığım nadir yerlerden biri oldu haliyle mekan.
Gran Via diye geniş bir cadde var, burası ve buradan SOL meydanının tersi yönünde Calle de Fuencarral caddesi alışveriş için güzel yerler. Gran Via üzerinde büyükçe bir Mc Donalds göreceksiniz, tam köşede, ona sırtınızı verdiğinizde tam karşısındaki cadde bahsettiğim yer.

Şarap:
Tavsiye üzerine havalanından aldığımız şaraplar;
Kaliteli; Emina ve Vina Pomal – yaklaşık 10 euro
Güzel: Cune – 6 euro
Ucuz ama kötü değil – Solaz – 3 euro, denedik bizim çoğu şaraba basar bu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder